ÇEVRE HAKKI
Reklam
  • Reklam
Ali Suat Ertosun

Ali Suat Ertosun

ÇEVRE HAKKI

ÇEVRE HAKKI

09 Haziran 2018 - 19:34

Çevre ile ilgili hükümlere 'Temel Haklar ve Ödevler' kısmında yer veren Anayasamızın 56. maddesi, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” hükmünü koyduktan sonra; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek için Devlete ve vatandaşlara ödev yüklemiş; 57. maddesinde 'Konut hakkı', 63. maddesinde 'Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması', 166 ve devamı maddelerinde de ekonomi, planlama, tabii servetler ve kaynaklar, ormanlar, orman köylüleri vb. hükümlere yer vermiştir.

Kısaca 'Çevre Hakkı' diyebileceğimiz kavram, çevre hukukunun temelidir.

Çevre Kanunu'nun 'Tanımlar' başlıklı 2. maddesinde 'Çevre' terimi, “Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam” olarak tarif edilmiştir.

Kıyı, Orman, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma, Milli Parklar, Çevre, Maden, Mera, Yapı Denetimi, Büyükşehir Belediyesi, Türk Ceza, Belediye vb. Kanunlarda çevre ile ilgili hükümler yer almakta; bu Kanunlarla ilgili çok sayıda alt düzenleme de yapılmış bulunmaktadır.

Yine çevreye verilen önemi göstermek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının adı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak değiştirilmiş ve bu Bakanlığın görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek üzere bir de Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, çevre ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmadığı hâlde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşme hükümlerinden yararlanarak çevrenin korunması gerektiğini kararlarında kabul etmiştir.

Uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletlerin 1972 yılında düzenlediği konferans sonunda yayımlanan Stockholm Deklarasyonu'nda çevre hakkı, temel insan hakkı olarak kabul edilmiş; 1973 yılında çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi için 'Birleşmiş Milletler Çevre Programı' benimsenmiş olup; hâlen bu çalışmalar, UNEP adı verilen bir kuruluş tarafından yürütülmektedir. Üçüncü (yeni) kuşak haklardan olan çevre hakkı, 1982 yılında Birleşmiş Milletler tarafından, 'Dayanışma Haklarına İlişkin Uluslararası Üçüncü Pakt Ön Tasarısı' ile  barış hakkı, gelişme hakkı ve insanlığın ortak mal varlığına saygı hakları yanında dördüncü hak olarak düzenlenmiştir. Bu haklar, evrensel nitelikte olup; çevre ile ilgili çalışmalar ara vermeksizin sürdürülmekte, konferanslar düzenlenmekte, kabul edilen çeşitli sözleşmeler imzalanmaktadır. Ayrıca 1998 yılında imzalanan Aarhus Sözleşmesi ile “Herkesin çevreyle ilgili bilgilere serbestçe ulaşma, çevreyle ilgili konularda karar alma sürecine katılma ve yargı yoluna başvurma hakları” güvence altına alınmıştır.

Sağlıklı ve güzel bir çevre, temiz su ve hava, yeşil bir örtü, ormanlar, kıyılar, gürültüden uzak bir ortam, düzenli bir trafik, doğanın nimetlerinden yararlanmak, tabiat ve kültürel varlıkların korunması vb. kişilerin hakkıdır.

Anayasa'nın 56. maddesinde yer alan 'Çevre' kavramı, 63. maddesinde yer alan tarih, kültür ve tabiat varlıklarını da kapsamaktadır.

Çevre hakkı, yine Anayasamızda yer alan mülkiyet hakkı ile çatışırken, yaşam ve sağlık hakları ile yakın ilişki içerisindedir.

Yapılan iç düzenlemeler ile Anayasamızın 90. maddesi uyarınca kanun hükmünde sayılan milletlerarası andlaşmalarda yer alan çevre hakkı nasıl ve kimler tarafından sağlanacaktır? Bu konuda vatandaşa sorumluluk düşmektedir. Çevre Kanunu'nun 30. maddesi, çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkesin, ilgili mercilere başvurarak söz konusu faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya durdurulmasını isteyebileceğini belirtmiş; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 4. maddesi de, bu nev'i varlıkları bulan, malik ve zilyet olanlara, ilgili mercilere bildirme zorunluğu getirmiştir. Ancak şüphesiz ki en büyük görev, Devlete; yani merkezi idare ve belediyelere düşmektedir.

Burada küreselleşen ve bilgi toplumuna geçen dünyamızda yerelin önemi artmakta ve insan haklarının gerçekleştirilmesi büyük ölçüde yerel yönetimlerin sorumluluk alanına girmektedir.

Peki yerel yönetimler, yazımızın temasını oluşturan çevre hakkı konusunda üzerine düşenleri yapmakta mıdır?

Son aylarda Manisa'mıza damgasını vuran, yapılan kampanya ve çeşitli etkinliklerle kamuoyunun gündemine oturan Şehzadeler ilçemizdeki Beyaz Fil Binasının tescilinin kaldırılması kararı ile ilgili olarak Belediyelerimiz nedense suskun kalmışlardır! Hepimizin anılarının bulunduğu, döneminin karakteristik mimari özelliklerini taşıyan Beyaz Fil Binası, kentimizin simge yapılarından biridir.

Buna Turgutlu Çal Dağındaki nikel madeni işletmesini de katmamız mümkündür. 200.000  ağacın kesildiği ve daha binlercesinin kesileceği Çal Dağında nikel madeninin çözdürülmesi (açığa çıkarılması - ayrıştırılması) için sülfürik asidin kullanılacak ve bunun için de fabrika kurulacak olması, Gediz Ovası için büyük tehlike oluşturacaktır.

Dileğimiz, Beyaz Fil binası ile ilgili olarak Manisa Büyükşehir ve Şehzadeler Belediyelerinin, Çaldağı ile alakalı olarak da Turgutlu ve yine Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının sessizliklerini bozmalarıdır.

31 Mayıs'ta, ölümünün 55 yılında andığımız büyük çevreci Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi sağ olsaydı, bu konularda fikrini söyleyerek karşı çıkar, yanımızda yer alarak destek verir ve öncülük yapardı diye düşünüyorum.

Özetin özeti; “Mesele, Tarzan heykeli dikmek değil, Tarzan gibi düşünmektir.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar